Âfâkî hacıların Mekke’den ayrılmadan yapmaları gereken son tavafa veda veya sader (ayrılma) tavafı denir. “Sader” kelimesi ayrılma anlamına gelir.

Veda tavafı, haccın aslî vaciplerinden biridir. (Abdülğanî el-Mekkî, s. 79.)

İmam Malik’e göre veda tavafı sünnettir. Hac menasikini tamamlayıp Mekke’den ayrılacak olan hacılar, Kâ’be ile vedalaşmak üzere veda tavafını yaparlar. Peygamberimiz (s.a.s.);

(Sizden) biri, son olarak Kâ’be’yi ziyaret etmeden (Mekke’den) ayrılmasın”(Müslim, Hac, 379, I, 963.) buyurmuştur.

Harem ve Hıll bölgesi sakinlerinin “veda tavafı” yapmaları gerekmez. Yapmaya başlamaları durumunda da bu tavafı tamamlamaları gerekir. Çünkü başlanan bir ibadeti -nafile bile olsa- tamamlamak vaciptir.

Âfâkî olup da Kurban bayramının üçüncü gününden önce Mekke’de sürekli ikamete niyet edenler de veda tavafı yapmazlar. Bu hususta görüş birliği vardır.

Ebû Hanîfe’ye göre bayramın üçüncü gününden sonra Mekke’de sürekli ikamete niyet eden âfâkîlerin de “veda tavafı” yapmaları vaciptir.

Veda tavafını yapmadan yola çıkan kimse, mîkât mahallini geçmemişse dönüp tavafını yapması gerekir. Mîkat mahallini geçmişse artık dönmesi gerekmez ancak vacibi terk ettiği için dem gerekir.

Eğer Mîkat sınırını geçtikten sonra dönüp veda tavafı yapmak isterse, mîkât mahallinde umre ihramına girer, umreyi tamamlar, sonra “veda tavafı” yapar, böylece ceza kalkar.

Adet ve loğusa halindeki kadınların veda tavafı yapmaları vacip değildir. Veda tavafı yapmadan Mekke’den ayrılabilirler. Ancak bu durumdaki kadınların, Mescid-i Haram’ın kapısına gelip, dua ederek ayrılmaları müstehaptır.

VEDA TAVAFI YAPACAK OLAN KİŞİ NASIL NİYET ETMELİDİR?

Veda tavafını yapacak olan kişi, “veda tavafı” diye belirlemeden sadece tavafa diye niyet etse yeterlidir. Farz olan ziyaret tavafında sonra yapılan nafile tavaf yapmış ise, veda tavafı yapma imkanı bulamadan Mekke’den ayrıldığı takdirde, yaptığı nafile tavaf veda tavafı yerine geçer, her hangi bir şey lazım gelmez.

Veda tavafını yaptıktan sonra hemen Mekke’den ayrılmak sünnet ise de ayrılmayıp bazı işlerle meşgul olsa yeniden veda tavafı yapması gerekmez. (Kâsânî, II, 142-143.)

Şafii mezhebine göre, veda tavafının, bütün işler bitirildikten sonra tam yola koyulmak üzere iken yapılması ve yapıldıktan hemen sonra dönüş yolculuğuna başlanması vaciptir.

Tavaftan hemen sonra yola çıkmayıp mazeretsiz olarak bekleyen veya eşya satın almak, borç ödemek, arkadaşa uğramak, hasta ziyaret etmek gibi yolculukla ilgili olmayan bazı işlerle meşgul olan kimsenin veda tavafını yeniden yapması gerekir. Fakat tavaftan sonra, erzak satın almak, eşyayı bagaja vermek gibi yolculukla ilgili bazı işlerle meşgul olan kimsenin -araya fasıla girmiş olsa bile yeniden tavaf yapması gerekmez. (Nevevî, el-İzâh, s. 405-412.)

PEYGAMBER EFENDİMİZ VEDA TAVAFINI NASIL YAPARDI?

Veda tavafı yaptıktan sonra, Peygamberimiz (s.a.s.)’in yaptığı gibi iki rekat namaz kılar, başkalarına sıkıntı vermeyecek ve izdihama sebep olmayacak ise ve imkan bulursa Hacer-i Esved ile Kâ’be’nin kapısı arasında bulunan ve Mültezem denen yere gelir, sağ eli Kâ’be’nin kapısına, sol eli de Hacer-i Esved’e doğru açarak göğsünü ve yüzünü Kâ’be’nin duvarına dayar ve bu vaziyette dua eder. Bu uygulama günümüzde izdiham nedeniyle pek mümkün olmamaktadır.

Mültezem’de bu şekilde dua etme konusunda sahabeden Amr b. Şuayb şöyle demiştir:

“(Ashaptan) Abdullah ile birlikte tavaf yaptım. Kâ’be’nin arka tarafına geldiğimizde kendisine istiazede bulunmayacak mısın? dedim. Cehennem ateşinden Allah’a sığınırız dedi. Sonra tavafa devam etti, Hacer-i Esved’i istilam etti. Hacer-i Esved ile Kâ’be’nin kapısı arasında durdu. Kollarını iki yana açarak göğsünü, yüzünü ve (yan tarafa açılmış) kollarını Kâ’be’nin duvarına yasladı. Sonra da; Resulüllah (s.a.s.) in böyle yaptığını gördüm dedi. (Ebu Davud. Menasik, 55, II, 452.)

Mültezem’den sonra Hatim’e gider, altın oluğun altında durup dua eder, daha sonra zemzem içerek Mescid-i Haram’dan ayrılır. (İbn Abidîn, Muhammed b. Emîn, Hâşiyetü Reddü’l-Muhtâr Alâ’d-Dürri’l- Muhtâr Şerhu Tenvîri’l-Ebsâr, II, 524. İstanbul, 1984.)

Kaynak: Diyanet Hac İlmihali, DİB Yayınları, 2013, Ankara