Cuma Mescidi

Yazar : Tarih: 29.Eki.2016 Kategori : Medine Ziyaret | 0 Yorum

Peygamber Efendimiz’in Kuba’ya Pazartesi günü öğle sıralarında ulaştığı, Pazartesi, Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri burada konakladığı, Cuma günü öğle yakınları buradan ayrılarak Medîne’ye doğru yola çıktığı nakledilir. Biraz ilerleyip Beni Sâ­lim (İbn Avf) topraklarına gelince, “Rânûna” denilen vâdide Cuma vakti girmişti. Peygamberimiz Medîne’de ilk Cuma namazını burada kıldı. Onun ilk Cuma namazı kıldığı bu yere yapılan mescid, Cuma Mescidi olarak şöhret buldu. Medine’den Kuba’ya giderken, Kuba yakınlarında yolun solundadır. Kuba Mescidinin kuzeyinden görülmektedir.  Mescid-i Atike (Vadi) adıyla da anılan bu cami, Kuba caddesinde Mescid-i Kuba’ya 350 m. uzaklıktadır. Hicret sırasında Kuba’ya ulaşarak burada Mekke’den gelecek olan Hz. Ali ve diğer muhacirleri beklemek üzere bir süre kalan ve 24 Eylül 622 Cuma günü Yesrib’e hareket eden Hz. Peygamber cuma vakti girince Ranuna vadisinde Salim b. Avf kabilesine misafir oldu; buradaki namazgahta ilk cuma hutbesini okuyup namazı kıldırdı. Daha sonra bu ilk cuma namazının hatırasını yaşatmak için Mescid-i Cum’a adıyla meşhur olan bir mescid yaptırıldı.

Devamı

Fetih Mescidleri (Yedi Mescidler)

Yazar : Tarih: 29.Eki.2016 Kategori : Medine Ziyaret | 0 Yorum

Fetih Mescidleri (Yedi Mescidler)

Hendek Gazvesi sırasında karargah kurulan saha Mesâcid-i Seb’a (Yedi Mescidler) diye de anı­lır. Ancak bu mescidlere “Fetih Mescidleri” denmesinin daha uygun olduğuna inanıyoruz. Yahudilerin tahrikiyle harekete geçen ve çevre kabilelerle de anlaşan Mekkeli müşrikler, mü’min mücahidlerin üç katından daha fazla bir güçle savaş hazırlıkları yaparken; müdafaada kolaylık olur diye Selmân-ı Fârisî’nin(ra) teklifi üzerine, anlaşmalı arazîden, dağlık ve taşlık bölgeden geri kalan açık bölgeye, bütün meşakkatlere ve yokluğa göğüs gererek kısa zamanda büyük bir hendek kazılmıştı. Medine’nin kuzey doğusundan batısına kadar uzanan Harratü Vâkım ile Bathan Vâdisi arasında yer alan bu hendeğin en zayıf noktası, Sel’ Dağı önlerinde bırakılmış, karargahlar da buraya kurulmuş, düşman buranın karşısında yer almaya zorlanmış, burada karşılanmıştı. Mescidler, karargah noktalarına sonradan, (Hicrî birinci asrın sonlarına doğru Ömer İbn Abdülaziz’in Medîne valiliği sırasında) bina edilmiştir. Daha sonra Osmanlılar tarafından yenilenmiş ve sağlamlaştı­rılmıştır. Bu mescidlerden kıble istikametine dönüldüğünde en geride olan ve Sel’ Dağının yamacında yüksekçe bir noktada yer alanın adı Mescid-i Fetih’tir. Rasûlullah(sav) Efendimiz’in merkez karargahı burada kurulmuş, burada duâ ve niyazda bulunmuş, mü­cadelenin birçok safhalarını buradan takip etmiştir. Oradan kıble istikametine doğru basamaklara inildiğinde ilk gelinen mescid, Selmân-ı Fârisî Mescidi’dir. Onun önünde de Hz. Ali Mescidi yer alıyordu.

Devamı

Rasulullah’ın Doğduğu Ev

Yazar : Tarih: 29.Eki.2016 Kategori : Mekke Ziyaret | 0 Yorum

Rasulullah’ın Doğduğu Ev

Harem-i Şerif’e yakın, Beytullah’tan Bâbü’s Selâm’a doğru yönelince kapıdan çıktıktan sonra yaklaşık 200 m mesafededir. Çevresi tamamen bo­şalmış durumdadır. Asıl evin yerine yapılmış olan betonarme bir bina, bu gün kütüphane olarak kullanılmaktadır. Burası Allah Rasûlü’nün evi olarak anılıyor olsa da Efendimiz’in evi değil, dünyaya geldiği evdir. Rasûlullah(sav) Hatice Vâlidemiz’le evlenince amcası Ebu Talib’in evinden Vâlidemiz’in evine intikal etmiş, dolayısıyla Efendimiz’in Mekke’de kendisine ait bir evi olmamıştır.

Hz. Peygamberin doğduğu ev Kabe’nin doğu tarafında kalan Beni Haşim mahallesinde idi. Hz. Muhammed Miladi 20 Nisan 571 (12 Rebiulevvel) Pazartesi gecesi tan yeri ağarırken bu evde dünyaya gelmiştir. Daha sonra buradaki ev yıkılmıştır ve yerine yapılan bina günümüzde Mekke Kütüphanesi olarak kullanılmaktadır.

Devamı

Ravza-i Mutahhara

Yazar : Tarih: 26.Eki.2016 Kategori : Medine Ziyaret | 0 Yorum

Ravza, bahçe ve cennet anlamlarına gelir. Ravza-i Mutahhara geniş anlamıyla, âlemlerin Efendisi Hz. Muhammed (s.a.s)’in medfün bulunduğu yer ve Mescid-i Nebi demek ise de, özel manasıyla Mescid-i Nebi’nin içinde Hz. Peygamber (s.a.s)’in kabr-i saadetleriyle minber-i şerif arasında kalan kısım demektir. Bu yer 10 m. genişliğinde ve 20 m. uzunluğunda 200 m2 lik bir sahadır. Bu alanın fazileti ile ilgili olarak Allah Resulu şöyle buyurur: “Evimle minberim arası, Cennet bahçelerinden bir bahçedir”

MESCİD-İ NEBİ içerisinde, Peygamberimizin kabr-i şerifi ile mescidin o zamanki minberi arasındaki yerdir. Peygamber Efendimizin: EVİMLE MİNBERİM ARASI, CENNET BAHÇELERİNDEN BİR BAHÇEDİR buyurarak medh ettiği Ravda-i Mütahhara’nın uzunluğu 22 metre, genişliği ise 15 metredir. İçerisinde Peygamber Efendimizin namaz kıldığı mihrabın da bulunduğu bu beyaz sütunlu kısım, Mescid’in diğer bölümlerinden ayrılmıştır. Öteki kısımların sütunları vehalı renkleri ayrı olduğu için rahatça bilinebilmektedir.

Devamı

Mescid-i Nebevi

Yazar : Tarih: 26.Eki.2016 Kategori : Medine Ziyaret, Umre | 0 Yorum

Medine-i Münevvere

Resulullah (s.a.s)’ın Medine’ye hicretinden hemen sonra ashabıyla birlikte bina ettiği mescit. Bu mescit, Mescid-i Resul, Mescid-i Şerif, Mescid-i Saadet ve Mescid-i Nebevi adlarıyla da anılmaktadır. Mescid-i Haram ve Mescid-i Aksa’dan sonra yeryüzündeki mescitlerin en faziletlisidir.

Resulullah (s.a.s), Hicret yolculuğunda kısa bir müddet Medine’nin dışında bulunan Kuba köyünde kalmıştı. Bu esnada Kuba mescidi adıyla bilenen mescidi inşa ettirmişti. Buradan yola çıkıp, Medine’ye girdiği zaman, Resulullah (s.a.s), misafir edip ağırlama şerefine nail olabilmek için herkes birbiriyle yarışa girmişti. Kendisini davet edenlere Resulullah (s.a.s); “Bırakın deve serbestçe yürüsün. O bizi Allahın razı olacağı bir yere kadar götürecektir” diyordu. Deve bir süre yürüdükten sonra, iki yetim kardeşe ait boş bir arsaya çöktü. Buraya evi en yakın olan Ebu Eyyub el-Ensari, Resulullah (s.a.s)’ın eşyalarını alıp sevinçli bir halde evine taşıdı (bk. Hicret mad.).

Resulullah (s.a.s)’ın devesinin çöktüğü bu arsa sahipleri olan Neccaroğullarından Sehl ve Suheyl hibe etmek için ısrar ettilerse de Resulullah (s.a.s) bunu kabul etmedi ve on dinar gibi sembolik bir meblağ karşılığında burayı satın aldı. Bu bedeli Hz. Ebu Bekir (r.a) ödedi.

Devamı

Arafat Vakfesi

Yazar : Tarih: 24.Eki.2016 Kategori : Hac | 0 Yorum

Vakfe Nedir?

“Vakfe”, durmak demektir. Arafat Vakfesi ise belirlenen zamanda hac için ihramlı olarak Arafat sınırları içinde bulunmaktır. Arafat vakfesi, haccın en önemli rüknüdür. Çünkü süresi içinde orada bulunamayanlar o sene hacca yetişememiş sayılırlar. Hz.Peygamber “Hac Arafattır” buyurmuştur.

Arafat, Mekke’nin 25 km. Güney doğusunda bulunan geniş bir alanın adıdır. Arafat vakfesi bu alanda yapılır. Bu geniş alanın sınırları levhalarla gösterilmiştir.
Arafat vakfesinin sahih olabilmesi için hac ihramına girmiş olmak ve belirlenen süre içinde Arafat’ta bulunmak gerekmektedir.

Arafat Vakfesinin Zamanı

Arafat vakfesinin zamanı, Zilhiccenin 9. günü, yani Arefe günü öğleyin Güneş’in tepe noktasına gelip Batı’ya meyletmeye başladığı andan (Zeval vaktinden) bayramın birinci günü fecr-i sadık dediğimiz tan yerinin ağarmaya başladığı ana kadarki süredir. Bu süre içinde her ne halde olursa olsun (uykuda, baygın, vakfenin farkında olsun, ya da olmasın) bir an orada bulunan kimse vakfe farzını yerine getirmiş olur. Uygulamada ise Arafat vakfesinin yapılışı aşağıda belirtildiği şekildedir.

Devamı

Hac İçin İhrama Giriş ve Arafat’a Çıkış

Yazar : Tarih: 24.Eki.2016 Kategori : Hac | 0 Yorum

Temettu haccına niyet edip de umresini yapmış ve böylece Mekke’de kalmakta olan hacı adayları uygulamada, hac için ihrama genellikle Zilhicce’nin sekizinci günü (Terviye günü) girmektedirler.

Buna göre Zilhicce’nin sekizinci gününe gelindiğinde Mekke’deki evlerde, umre ihramında belirtildiği şekilde ön hazırlıklar yapılır. Kerahat vakti değilse, iki rekat ihram namazı kılınır. Sonra: “Allah’ım! Senin rızan için hac yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul eyle.” diyerek niyet edilir. Arkasından telbiye getirilerek hac için ihrama girilir. Böylece tekrar ihram yasakları başlamış olur.
Hac için ihrama girildikten sonra, Arafat’a çıkmadan önce nafile bir tavafın (26) ardından haccın sa’yi yapılabilir. Haccın sa’yini bu şekilde önceden yapanlar artık “Ziyaret tavafı”ndan sonra sa’y yapmazlar. Fakat sünnete uygun olan, haccın sa’yinin Ziyaret tavafından sonra ve ihramsız olarak yapılmasıdır.

Devamı