Mekke‟i Mükerreme bütün müminlerin kıblegahı, ilk vahyin indiği İslâm nurunun bütün kainata yayıldığı, hak davanın bütün karanlık çehresine karşı haykırıldığı, bu dava uğruna ilk çilelerin çekildiği nice mücadelelerin vuku bulduğu ve nice mucizelerin gerçekleştiği topraklardır. Rasulullah (sav) Efendimizin ana yurdu, İbrahim (as)‟ın dua ve insanlığı davetine mazhar olmuş bir diyardır. Kısaca her adımı hatıralarla dolu, İslâmın beş temelinden biri olan Haccın ve gönüllere tazelik veren Umre ibadetinin ifâ edildiği yerdir. Mekke‟i Mükerreme bütün müminlerin kıblegahı, ilk vahyin indiği İslâm nurunun bütün kainata yayıldığı, hak davanın bütün karanlık çehresine karşı haykırıldığı, bu dava uğruna ilk çilelerin çekildiği nice mücadelelerin vuku bulduğu ve nice mu-
cizelerin gerçekleştiği topraklardır. Rasulullah (sav) Efendimizin ana yurdu, İbrahim (as)‟ın dua ve insanlığı davetine mazhar olmuş bir diyardır. Kısaca her adımı hatıralarla dolu, İslâmın beş temelinden biri olan Haccın ve gönüllere tazelik veren Umre ibadetinin ifâ edildiği yerdir. Hz. İbrahim milattan yaklaşık 2000 yıl kadar önce Irak‟ta Sümer şehrinde dünyaya geldi. Peygamber olduktan sonra halkı imana davet ettiği için güneşe ve yıldızlara tapan Babil hükümdarı Nemrut tarafından ateşe atıldı. Fakat Allah‟ın emri ile ateş onu yakmadı. Kendisine inanan İbrani kavmi ile Filistin‟e göç etti. Bir ara Mısır‟a gitti. Orada ilahi davete inanan kimse bulamadığı için tekrar Filistin‟e döndü.

Kâbe

Yeryüzünün ilk ibadethanesi ve haccın sebebi. Müslümanların kıblesi olan Kâbe yeryüzünde yapılan ilk ibadethanedir. Mekke şehrinde Mescid-i Haramın ortasında yaklaşık 13 metre yüksekliğinde 12 m. boyunda ve 11 m. genişliğinde taştan yapılmış dört köşe bir binadır. Kur‟an-ı Kerimde de belirtildiği gibi yer yüzünde bina edilen ilk mescittir. “Şüphesiz, âlemlere bereket ve hidâyet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev (mabet) Mekke‟deki (Kâbe)‟dir.” Kâbe‟nin inşâsı hakkında değişik rivayetler vardır. Bu rivayetlerden çıkan sonuca göre Kâbe‟yi ilk yapanlar ya melekler veya Hz. Adem‟dir. Bu konuda İbn Kesir (774/1372) şunları söylemektedir: “Kur‟an-ı Kerim‟in açık ifadesine göre Kâbe‟yi ilk inşa eden İbrahim (as) dır. Daha önce bina edildiğine dair rivayetler kesinlik ifade etmez. Bu konuda söylenecek en doğru söz şudur: Kâbe‟nin imarını emreden Cenab-ı Hak, tebliğcisi ve mühendisi Cebrail, ustası İbrahim yardımcısı da oğlu İsmail‟dir.”

Hz. İbrahim Harran‟da iken amcasının kızı Sâre ile evlendi. Harran halkı İbrahim‟in dâvetine kulak asmadığı için önce Şam‟a ve daha sonra Mısır‟a hicret etti. Bir süre sonrada eşi Sâre ve cariyesi Hâcer ile Filistin‟e geldi. Çocuğu olmayan Hz. İbrahim Allah Teâla‟ya şöyle dua etmişti: “Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir çocuk ver, dedi. İşte o zaman biz onu uslu bir oğul ile müjdeledik.” Sanki karısı Sâre İbrahim‟in hatırından geçenleri hissetmiş gibi ona şöyle dedi: “Allah beni çocuktan mahrum etti. Cariyen Hâcer ile evlenmeni münasip görüyorum. Ola ki, Allah sana ondan bir çocuk ihsan eder.” Oldukça yaşlanmış olan Sâre kısırdı. Kendisinden çocuk umulmuyordu. İbrahim (as) Hâcer ile evlendi. Hâcer, İsmail adında bir çocuk doğurdu. İbrahim‟in yaşı 86 idi. Fakat Sâre baştan kendisi teklif etmesine rağmen Hâcer ve İsmail‟i kıskandı, onların uzaklaştırılmalarını istedi.

İbrahim (as) de Cenâb-ı Hakkın emri üzerine Sâre‟nin arzusunu kabul etti ve Hâcer‟le oğlu İsmail‟i Mekke‟ye götürmeye karar verdi. Beraberce yola çıktılar ve Kâbe‟nin bulunduğu yere geldiler. İbrahim, Hâcer ve İsmail‟i susuz ve tenhâ bir vadiye yerleştirdi. Kendisi geriye dönerken Hâcer ona: “Nereye gidiyorsun? Bizi bu ıssız ve çorak vadide kime bırakıyorsun?” dedi ve bu soruyu defalarca tekrar etti. Bu arada da “Allah mı emrediyor?” deyince İbrahim: “Evet” dedi. Hâcer de: “Öyleyse Allah bizi zayi etmez.” diyerek huzur duydu ve sakinleşti. İbrahim ayrıldı, ama kalbi, eşi ve çocuklarından ayrılmıyordu. Fakat Allah‟ın isteği kendi isteğine galip geldi ve Rabbi‟ne teslim oldu. Kur‟ân‟m naklettiği şu kelimelerle dua ve niyazda bulunarak yoluna devam etti:

“Ey Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben, çocuklarımdan bir kısmını Senin Beyt-i Hareminin (Kâbe‟nin) yanında ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Artık Sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meyledici kıl ve meyvelerden bunlara rızk ver. Umulur ki bu nimetlere şükrederler.” Hâcer de sabır ve teslimiyet içerisinde bekledi. İbrahim‟in bıraktığı yiyecek ye içecek tükendi. İkisi de susadılar. Hâcer oğlu İsmail‟in susuzluktan kıvranışına dayanamadı. Şaşkın vaziyette su aramaya koyuldu. Safa tepesine çıktı bir şey bulamadı. Merve tepesine yöneldi yine bir şey bulamadı. Böylece Safâ‟dan Merve‟ye dört, Merve‟den Safâya üç kere geldi gitti. Son seferde Merve‟ye tırmanırken bir ses işitti. Birde ne görsün! Meleklerden biri kanadı ile yeri eşiyor. Nihayet su gözüktü. Bu zemzem idi. Bu ilahi lütuf sayesinde susuzluklarını giderdiler. Su sebebi ile burası kuşlarında uğrak yeri oldu. Kuşları toplu halde hareketi yakından geçen Cürhümlü bir kafilenin dikkatini çekmişti. Kuşları takip ederek Mekke‟ye geldiler. Suyun varlığını öğrenince Hâcer‟e gelip ondan, komşu olmak için müsaade istediler. İsmail evlenme çağına gelince Cürhümlü bir kız ile evlendi ve onlardan Arapça öğrendi. İbrahim (as)‟in oğullarından ilk Arapça konuşan İsmail‟dir.

Hâcer Validemiz 90 yaşlarında vefat etmişti. İbrahim (as) bazen İsmail‟i ziyaret ediyordu. Bu ziyaretlerin birisinde Cenab-ı Hak O‟na yeryüzünde ibadet edilen ilk mescit olmak üzere Kâbe‟yi bina etmesini emretti. İbrahim binayı yapmaya, İsmail de taş taşımaya başladı. Kâbe‟nin duvarları yükseldi. Cebrail‟in (as) işareti üzerine İsmail (as) Hacerü‟l-Esved‟i getirdi. Binayı ya-
parlarken her defasında dua ediyorlardı. Bunu Kur‟ân-ı Kerîm şöyle anlatır: “Bir zamanlar İbrahim İsmail ile beraber Beytullah‟ın temellerini yükseltiyor (şöyle diyorlardı:) Ey Rabbimiz! Bizden bu hayırlı işi kabul et. Gerçekten sen duamızı işitici, niyetimizi bilicisin. Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl.

Neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar. Bize ibadet usullerini göster. Tevbelerimizi kabul et. Zira tevbeleri çokça kabul eden çok merhametli olan ancak sensin.” Duvarlar yükseldikçe İbrahim (a.s) iskele olarak kullanmak üzere yüksek bir taşın üzerine çıktı. Onu iskele yaptı. Üzerinde ayak izlerinin kaldığı bu aş Makam-ı İbrahim idi. Bu taş önceleri Kâbe‟ye bitişikti. Hz. Ömer (ra) onu, tavaf sahasını genişletmek ve arkasında namaz kılan hacıları meşgul etmesin diye, Kâbe‟nin biraz gerisine aldı. Bugün Hz. İbrahim‟in ayak izini taşıyan bu taş bir muhafaza içinde, Hz. Ömer‟in naklettiği yerde ziyaret edilmektedir. Kâbe bitince oranın bakım vazifesi de Cenabı Hak tarafından İbrahim ve İsmail‟e verildi. Makamı İbrahim‟de durup Kâbe‟ye dönüldüğünde karşıya gelen ve Kâbe‟nin kuzeydoğu duvarının solunda, Kâbe‟nin kapısı (Bab-ı Mültezem) bulunmaktadır. Kâbe‟nin her köşesinin ayrı bir adı vardır ve bunlara “rükn” denir. Doğu köşesine er-Rüknü‟l-Hacer, batı köşesine er-Rüknü‟ş- Şâmî, kuzey köşesine er Rüknü‟l- Irâkî, güney köşesine ise er-Rüknü‟l Yemâni adı verilir. Sütunların üstünde Esmâ-i Hüsnâ (Allah‟ın en güzel isimleri) ile Allah‟a yakarışı ifade eden “Ya Hannân” (ey çok acıyan), “Ya Mennân” (ey çok ihsan eden) ve “Ya Deyyân (ey çok mükafatlandıran veya cezalandıran) ibaresi yazılıdır.

Kâbe‟de bir de Türkçe‟de „Altın Oluk‟ diye anılan bir oluk bulunmaktadır. Bu oluk, Kâbe‟nin „Rukn-i Şâmi‟ ile „Rukn-i Irâkî‟ denilen köşeleri arasındaki kuzey batı duvarının üstünde ve bu duvarın ortasına gelecek şekilde yerleştirilmiştir. Arapçada “Mizâbü‟r-Rahme”, adı verilir. Kâbe damında biriken yağmur suları bu oluktan akmaktadır. Kâbe damına konulan ilk oluk budur. Kâbe‟nin örtüsü her yıl değiştirilir. Eski örtü önceleri Kâbe‟nin anahtarını elinde bulundurma yetkisine sahip olan Benî Şeybe‟ye mensup görevliler tarafından düzgün parçalara bölünerek hacılara dağıtılırdı. Bugün bu görev resmi yetkililerce sürdürülmektedir. Bu örtü Osmanlılar zamanında özel olarak Mısır‟da dokutturulur, Sürre alayı ile Kâbe‟ye örtülmek üzere Mekke‟ye gönderilirdi. I. Ahmed döneminden itibaren bu örtünün İstanbul‟da dokutturulmasına başlanmış ve önceleri Mısır, sonraları Şam yolu ile Mekke‟ye gönderilmiştir.