“Allahım, burası Senin peygamberin Hz. Hazreti Muhammed (sav)‟in haremidir. Senin vahyinin O‟na indiği mübarek beldedir. Bu ziyaretimi benim için Cehennemden korunma, hesab ve azabtan güven vesilesi kıl. Beni dönüş günü sevgili peygamberin şefaatiyle kurtuluşa erenlerden eyle.” Mescid-i Nebevi Görününce Daha çok salâtü selâma devam ediniz. Numune-i imtisâl olması bakımından Şair Nâbî‟ nin Rasulullah (sav) ziyaretini buraya alıyoruz. Zamanının paşalarından biri şair Nâbi‟yi Hacca götürür. Sıra Peygamber (sav) efendimizi ziyarete gelir. Deve üzerindeki mahfilin bir tarafında paşa, diğer tarafında Nâbi bulunmaktadır. Peygamber (sav) efendimizin kabr-i şerifleri olan Kubbe-i Hadrâ görülmeye başladığı sırada Nâbi hürmet ve edebinden, kendini bu makamı ziyarete layık görememekten gelen mahcubiyetle ne yapacağını şaşırmıştır. Paşa ise uykusu gelmiş, dalgın ve ayağını uzatmış bir halde adeta nereye geldiğinin farkında değildir. Nâbî‟nin dudaklarından gayr-i ihtiyari:

Sakın terk-i edebden kûy-i mahbûb-i hüdadır bu.
Nazargâh-ı İlahîdir, Makam-ı Mustafa’dır bu.
Müraat-ı edep şartı ile gir, Nâbi bu dergâha.
Metaf-ı kudsiyandır büsegâh-ı Enbiyadır bu.

mısraları dökülür. Paşa her zamanki tavrıyla:
– Ne o Nâbî, gene bir varidat mı var? Deyince,

-Evet paşam. Makam-ı Muallaâ‟ya yaklaştık. Kubbe-i Hadra görünüyor, birden içime bu doğdu, diye mısraları tekrarladı. Paşa ile birlikte hürmeten derhal deveden inerek yaya olarak yol almaya başlarlar. Dinlediği mısralardan, oldukça duygulanan paşa Nâbi‟den mısraları tekrar okumasını rica eder. Nâbi mısraları tekrar ederken karşılarındaki bir minareden fecir vakti aynı mısraların tatlı nâmelerle yayıldığını işitirler. Kulaklarına inanamayan Nâbi:

-Aman paşam ne oluyor? Bu nasıl bir iştir? Şu minareden duyulan mısralar az evvel benim kalbime ilham edildi ve ben onu sizden başkasına okumadım. Sizde işitiyorsunuz değil mi, der. Paşaya daha fazla tahammül edemeyeceğini söyleyen Nâbi işin aslını öğrenmek üzere müezzinin yanına koşar ve:

– Siz Türkçe biliyor musunuz? der.
– Hayır
– Peki bu mısraları nereden öğrendiniz der.?
– Başımı da alsalar bu söylenmez.
– Yahu! Biraz evvel bunu ben söyledim. Baktım sen de söylüyorsun. Hayret ve şaşkınlık içindeyim.
– Siz Nâbi misiniz?
– Evet.

Bu cevabı alan müezzinin gözleri yaşarır, eğilerek Nâbî‟nin elini öpmek ister. Nâbî‟nin hayreti bir kat daha artar. Nihayet, müezzin, Nâbî‟yi meraktan kurtarır ve şöyle der:

-Rüyamda Resulullah (sav)‟i gördüm. Bana “Nâbî geliyor, çık ve minareden O‟nun şu sözleriyle, onu karşıla” diye emrettiler. Bende bu emir üzerine bu şiiri okudum.

Muhterem din kardeşlerimiz işte: “Kim hacceder ve vefatımdan sonra beni ziyaret ederse, sanki beni hayatta iken ziyaret etmiş gibi olur.” Hadis-i şerifinin canlı bir misâli. Peygamber (sav) Efendimiz olup bitenlerden tamamıyla haberdardır. Hacılar için örnek olacak bir ziyarette bulunan Nâbi‟yi nasıl görüyor ve O‟nu ne güzel taltif ediyor. Sükûnet ve vakar ile kemali hürmet ve ihtiram ile Mescid-i Saadete Babüsselam‟dan veya Babu Cibril‟den giriniz. Resulullah Efendimiz‟in (sav) minberi şerifinin yakınındaki direk, sağ omuzuna muhazi olmak üzere iki rekât tehiyyetülmescit kılınız.

Sonra Habibullah‟ı ziyaret etme imkânını size nasib eden Allah‟a (cc) şükür için iki rekat namaz kılınız ve dua ediniz. Daha sonra Resulullah efendimiz‟in (sav) kabri şerifinin mübarek ayak cihetinden giderek Hz. Ömer‟in (ra), Hz. Ebubekir‟in (ra) kabri şeriflerini geçip Resulullah‟ın (sav) kabri şerifine varınız. 2 metre kadar uzakta durarak kemali edeple salat ve selamınızı arz eyleyiniz. Son derece hürmet ve edepli davranınız. Sesinizi sakın yükseltmeyiniz.